top
logo

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün45
mod_vvisit_counterGeçen Hafta169
mod_vvisit_counterGeçen Ay1167
mod_vvisit_counterTümü6034

Anasayfa ÇOCUK PSİKİYATRİSİ
  DUYURU   Bu Site İçinde Yer Alan Makaleler İçin Dr. İbrahim Afif Karakılıç ve Türkiye Psikiyatri Derneği Sayfalarından Alıntı Yapılmıştır...
Çocuk Pskiyatrisi PDF Yazdır e-Posta
Haberler - Son Haberler

 

1.)DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

•DEHB çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarından biridir.

•Çocuklarda görülme sıklığı %3-5 civarındadır.

 

AMERİKAN PSİKİYATRİ BİRLİĞİNİN TANIMLADIĞI BELİRTİLER

Dikkat Eksikliği

•Belirli bir işe ya da oyuna dikkatini vermekte zorlanır.

•Dikkati kolayca dağılır.

•Dikkatsizce hatalar yapar.

•Başladığı işi bitiremez. Kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünür.

•Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanır.

•Yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınır (ev ödevi, okul aktiviteleri gibi).

•Etkinlikler için gereken eşyaları kaybeder.

•Günlük etkinliklerde unutkandır.

Hiperaktivite/Dürtüsellik

•Eli ayağı kıpır kıpırdır.

•Oturduğu yerde duramaz.

•Gereksiz yere sağa sola koşuşturur, eşyalara tırmanır.

•Sakince oynamakta zorlanır.

•Sürekli hareket eder, sanki motor takılmış gibidir.

•Çok konuşur.

•Sorulan soru tamamlanmadan cevap verir.

•Sırasını beklemekte güçlük çeker.

•Başkalarının sözünü keser ya da oyunlarında araya girer.

Nedeni Nedir?

•Doğuştan gelir, yapısal özelliklerden biridir.

•Hamilelik, doğum ve çocukluk dönemindeki travmalar(özellikle beyine) oluşumunu tetikler.

•Beyinde bazı kimyasal maddelerin eksikliği ve dengesizliği mevcuttur.

•Akrabalarda tez canlı, sık iş değiştiren, kural ve yasalarla sorun yaşayan kişilerin olması çocukta bu bozukluğun oluşmasına katkı sağlayabilir.

Belirtiler Ne Zaman Ortaya Çıkar?

•Çoğunlukla 3 yaşından sonra kendini belli etmeye başlar.

•Okulun ilk senelerinde okul, arkadaş ve öğrenme sorunları ile dikkati çekerler.

•Bazılarında bebeklikte uyku, yeme düzensizlikleri ve beklenenden daha huzursuz olmaları görülebilir.

 

TEDAVİSİ

Tedavinin ilk şartı, aile, okul ve hekim arasında sıkı işbirliğidir.

•Anne, baba ve öğretmenin bilgilendirilmesi

•Evde ve okulda uygulanacak davranış kontrol yöntemleri

•Çocuğun bireysel psikoterapisi

•İlaç tedavisi

Tek tek ele alındığında en etkin yöntem ilaç tedavisidir, fakat diğer yöntemlerle beraber uygulandığında çok daha etkili olur.

Erişkinlerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na Sıklıkla Eşlik Eden Özellikler

Ø Yeterli düzeyde başarılı olmadığını, hedeflerine ulaşamadığını düşünme

Ø Bir işe başlamada güçlük çekme, sık sık erteleme

Ø Bir anda birçok işle uğraşma, onları takip etme ve bitirmede güçlük çekme

Ø Yerinin ve zamanının uygun olduğunu hesaplamadan aklına gelenleri hemen söyleme

Ø Sık sık büyük heyecanlar peşinde koşma

Ø Boşluk duygusuna ve sıkıntıya katlanamama

Ø Herkes tarafından izlenen yolları ve kuralları uygulamamak

Ø Sabırsızlık, engellenme eşiğinin düşük olması

Ø Dürtüsellik (düşünmeden hareket etme)

Ø Kendini güvensiz hissetme

Ø Sık sık mizaç değişikliklerinin olması

Ø Aniden parlama, tepki gösterme

Ø Düşük benlik saygısı

Ø Sık sık parmak çıtırdatma, şıklatma veya parmaklarla bir yerlere vurma

Ø Sık sık iş değiştirme

Ø Strese dayanamama

Ø Zamanı kullanmakta sorun yaşama

Ø Unutkanlık

Ø Sözel saldırganlık

Ø Fiziksel saldırganlık

Ø Alkol kötüye kullanımı (sık veya sorunlu alkol kullanımı; örneğin, alkol almaya başlayınca sorun çıkartma, elindeki tüm içkiyi bitirmeden sonlandıramama)

Ø Uyuşturucu madde veya ilaç kötüye kullanımı

Ø Yasalarla başının belaya girmesi

Ø Depresyon

Ø Kendine zarar verici davranışlarda bulunma

Ø Herhangi bir neden yokken sinirli ve gergin olma

Ø İşinden zevk almada güçlük

Ø Hayal kırıklığına uğranmış hissetme

Ø Uzun süreden beri devam eden mutsuzluk hissi

Ø Kendi kapasitesine uyumlu bir düzeye ulaşamama

 

2.) GENÇLİK: DEĞİŞİM VE SÜREKLİLİK

Yaşamın en önemli dönüm noktalarından biridir gençlik. En zorlu dönemlerinden olduğunu da söyleyebiliriz. Tüm çocukluk yaşantılarının yeniden gözden geçirildiği, doğa tarafından tüm eski yaşantılara ait yaraların onarımı, eksiklerin giderilebilmesi için yeni bir şansın sunulduğu, uygun olmayan yaşam koşullarında ise yeni yaralanmalara, kırılmalara en duyarlı olunan bir dönem. Gençlik boyunca hızlı fizik, psikolojik, sosyal değişiklikler ortaya çıkar. Deneylerin yapıldığı, idealizm, çatışma ve belirsizliğin olduğu, kimlik duygusunun ve ayrılma ve bireyleşmenin gerçekleştirildiği dönemdir. Bu süreçte gencin başarmak zorunda olduğu birçok gelişimsel görev söz konusudur:

1. Ebeveynden ve diğer erişkinlerden belli ölçüde bağımsızlaşmanın başarılması gerekir.

2. Her iki cinsiyetten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkilerin başarılması gerekir.

3. Ergenlikle gelen değişikliklerin kabullenilmesi gerekir.

4. Temel eğitimsel süreçlerin tamamlanması gerekir.

5. Çeşitli hobilerin keşfedilmesi gerekir.

6. Sosyal olarak kabul görecek davranışların benimsenmesi gerekir.

7. Kişisel olarak önemli olan değer ve inançlarla özdeşimin gerçekleşmesi gerekir.

8. Belli ölçüde ekonomik bağımsızlığın kazanılması gerekir.

Gençlik dönemi üç değişik bakış açısı ile değerlendirilebilir:

1. Psikoseksüel bakış açısıyla ergenlik;

Dürtüler yoğunlaşır. Cinsellik ve sağlıklı agresyon erişkin olgunluğuna dönüşmede yaşamsal bir etki oluşturur.

2. Ergenlikte bilişsel gelişim;

Erişkinlik öncesindeki değişim açısından çok önemli bir güç oluşturur.

Ergenlik yıllarında soyut düşünme kapasitesi bakımından çok büyük bir genişleme, neden sonuç ilişkisi kurabilme, yargılama ve sentez yeteneği gelişir.

Erken ergenlik dönemiyle beraber genç, somut nesnelerin manipüle edilmesine bağlı olmadan düşünceleri manipüle edebilmekte olduğunu kavrıyor.

Soyut teorileri ve kavramları anlamaya başlıyor ve gelecekle ilgili ideal projeler oluşturabilme becerisine ulaşıyor.

3. Psikososyal bakış açısına göre ergenlik;

Gencin genetik olarak getirdikleri, toplumsal girdileri ve yaşam deneyimleri yeniden düzenlenir.

Bu yapıların tümü üzerinde tek, kişisel bir yapı oluşturmak üzere, yani ego kimliğini oluşturmak üzere yeniden çalışır genç.

Bu çalışma “kimlik bunalımı” (identity crisis) olarak adlandırılır.

Ergenlikte ruhsal-sosyal gelişim ve ergenin duygu ve davranışına yansımaları:

Ergenliğin başlangıcı biyolojik bir olayla veya buna öncülük eden belirtilerle kendini gösterir. Ancak bitişini bu şekilde bir biyolojik karşılıkla belirleyemeyiz. Buluğa erme fizik cinsel olgunlaşma ve eşlik eden fizik üreme yeteneğidir ve ergenlik boyunca sürecek bir dönemi harekete geçirir. Ergenlik deneyimleme-pratik yapma, böylece yeniden düzenleme dönemidir. Genç geçmiş psikolojik gelişimini bugün içinde bulunduğu fizik cinsel olgunluk düzleminde yeniden gözden geçirir, yeniden şekillendirir, geçmişi ve bugünkü deneyimlerini bütünleştirir ve böylece psikolojik yapısı erişkin yaşamda da kendine yetecek, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak yeni bir şekle kavuşmuş olur. Dönemin sonunda genç biyolojik ve toplumsal üreticilik yeteneğini kazanmış olur. Bu süreci yaşarken kimi zaman duraksamalar, sanki genç her şeyi askıya almış, durdurmuş gibi görüntüler karşımıza çıkabilir. Zaten bu nedenle dönem bir “moratoryum” dönemi olarak da adlandırılır. Yoğun sıkıntı ve çatışmaların eşlik etmediği günler-haftalarla sınırlı böyle durumlarda hemen endişeye kapılmak yersizdir. Bir çocuk veya gencin kişiliğinin şekillenmesinin hangi doğrultuda gittiğini tahmin etmek ve sürecin sağlıklı veya sorunlu olduğuna karar verebilmek için davranışlarının en az altı aylık bir zaman diliminde değerlendirilmesi gerekir. Gelip geçici dalgalanmalar henüz psikolojik olgunluğa erişmemiş, ruhsal yapılarını güçlendirme çalışmalarını tamamlamamış olan gençlerde dinlenme, ara verme, ilerleyici adımlardan önce mola alma dönemleri olarak ele alınabilir. Aslında zamanını boş geçiriyormuş gibi görünen genç, iç dünyasında geçmişini gözden geçirip, kendini tanıma, isteklerini anlama, kendini diğerlerinden ayırma, kendi olabilme, kendine özgü yollar bulma çalışması yapmaktadır. Birçok alanda kendini tanıma çabası, sonuçta kim olduğunu, neler yapmak istediğini, yetenek ve sınırlılıklarını, düşünce ve inançlarını, değer yargılarını belirlemesini ve hedeflerini oluşturmasını sağlar.


Kimlik duygusunun kazanılması:

Kişinin toplumsal yerini, mesleksel konumunu ve cinsel kimliğini tanımaya, yerine oturtmaya çalıştığı bir dönemdir gençlik ve bu çabaya “kimlik bunalımı” denir. Dönem boyunca genç “ben kimim?” sorusunun yanıtını arar. Nasıl göründüğünü, nasıl bir insan olduğunu, başkalarının gözünde ve kendi gözünde nasıl algılandığını araştırır durur. Bedeninde ortaya çıkan hızlı büyüme ve değişiklikler ona artık bir erişkin görünümü kazandırmıştır. Başlangıçta vücudunda ortaya çıkan bu değişikliklere uyum sağlamak, ayak uydurmak zorundadır. Erkek çocuk kalınlaşan sesine, kız çocuk yeni büyüyen göğüslerine alışmaya çalışır. Hatta göğüslerini saklamak için kambur duran genç kızları hepimiz görmüşüzdür. Öyle enerjiktir ki genç, dürtüler öyle yoğunlaşmıştır ki, bir ilkokul çocuğunda alıştığımız hızlı uyum gösterme, boyun eğme özelliklerini onda görmemiz zorlaşır. Hızla öfkelenir.. Dönemin başında ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, örneğin hormon salınımındaki hızlanma, gencin enerjisinin artması, kendi cinselliğini duyumsaması gibi yaşa özgü görüntülere neden olur ve aynı nedenle gençlerin öfkelenmeleri de kolaylaşmıştır. Bu artan enerji ve coşkusallık erişkin olgunluğuna dönüşmede yaşamsal bir etki oluşturur.

Ergenlik yıllarında zihinsel kapasitede de belirgin bir artış olur. Soyut kavramları anlayabilme neden sonuç ilişkisi kurabilme, yargılama ve sentez yeteneği gelişir. Düşünme yeteneğinin sınırları büyük ölçüde genişlemiştir. Bu yeni durum kimlik duygusunu geliştirebilmesi için uygun bir alt yapıyı gence sağlar. Kimlik duygusunun kazanılması sürecinde; geçmişte yaşanılmış olan çatışmalar yeniden yaşanır. Bu dönemde kendine göre ne olduğu ve ne olacağı ile, başkalarına göre kendisinin ne olduğu sorularına yanıt arar.

 

Kimlik oluşumu sürecinde çocukluk yaşantılarının etkileri

Sağlıklı bir kimlik oluşumu geçmiş çocukluk yaşantıları ile yakından ilişkilidir. Bebeklikte temel güven duygusu yeterince oluşmuş bir genç gelecekte iyi şeylerin olabileceği, zamanın iyi şeyler getirebileceği konusunda umut besleme yeteneğine sahiptir. Gencin kimliğini oluşturma sürecinde umut duygusuna gereksinimi vardır. Umudun yitirildiği durumda mücadele etme gücü de olmaz. Karşılaşılan tüm zorluklar yaygınlaştırılır, kötümser, karamsar yaklaşımlar, umutsuzluk ve vazgeçme ile birliktedir. Umut yitimi ilerlemenin önündeki en önemli engellerdendir. Özerklik-karar verebilme, girişimcilik-merak duygusu, çalışma ve yapıcılık-yeterlilik duygusu ile ilişkilidir.

 

Kimlik bocalaması :

“Kimlik bocalaması” bunalımın ağırlaşması, geçici de olsa uyumun oldukça ağır biçimde bozulmasıdır. Çeşitli etmenler, kimlik oluşumu sürecinde gencin ruhsal dengesinde ciddi bozulmalara neden olabilir. Hepimiz hayata avantaj ve dezavantajlarla doğarız. Kendimizi iyi hissetmemiz olumlu ve olumsuz koşullarımız içinde sağlıklı bir dengeyi oluşturabilmemize bağlıdır. Kimi etmenler bu dengeyi oluşturmakta zorluk yaratır. Bunlar doğuştan gelen, mizaçla ilgili, yapısal ve bireyin kendine ait etmenler olabileceği gibi, sonradan oluşan yaşamla ilgili etmenler de olabilir.

 

Kimlik bocalamasının belirtileri;

Aşırı uçlara sapma ; ağır cinsel kuşkular ; yetersizlik duyguları ; bunaltı ve panik durumları;

anne-babaya, topluma aşırı karşı gelme ; “ters kimlik” belirtileri şeklinde sıralanabilir.

Kimlik bocalaması ergenin dönemin gerektirdiği görevleri yerine getirmekte ciddi bir şekilde zorlandığının göstergesidir. Genç ve ailesi için profesyonel bir yardım alma gereksinimi doğar.

 

İkinci bireyleşme süreci olarak ergenlik :

İnsanın biyolojik doğumu dünyaya gelmesiyle gerçekleşir. Psikolojik doğumun ise üçüncü yaşların sonunda annesi ile ikili ilişkiden kurtulması, kendini ayrı bir birey olarak duyumsaması, kendi sınırlarını diğerlerinden ayırması ile gerçekleştiği kabul edilir. Toplum içine ayrı bir birey olarak doğabilmek için ergenlik sonunu beklemek zorunda kalacaktır. Genç ancak, anne ve babasından ayrılıp kendi doğrularını yetenek ve sınırlılıklarını, değer yargılarını, düşünce ve inanışlarını belirleyerek ve kendisi için belli bir ülkü oluşturup bir amaca yönelerek toplumsal anlamda ayrı bir birey olmayı başarmış olur. Kimlik duygusunun sağlıklı oluşması için bireyleşme sürecinin tamamlanması gerekir. Gençlik dönemi ikinci bireyleşme dönemi olarak da adlandırılır (ilk bireyleşme üçüncü yaş sonunda tamamlanır). Bireyleşme süreci birbiriyle yakından ilişkili iki yaşantıyı içine alır; ebeveynden ayrılma ve vazgeçme, aile dışında ebeveynin başka karşılıklarını bulma.

Gelişimsel görev “bağımsızlaşma”dır. Bunun başarılabilmesi için gencin anne babasına eski bağımlılığını bırakması; onlardan belli ölçüde uzaklaşarak, kendini, onları, yaşamı şimdi daha büyümüş ve genişlemiş düşünme, yargılama, sentez yapabilme yeteneğini kullanarak yeniden gözden geçirmesi gerekir. Anne babadan bu uzaklaşma gereksinimi genci aynı zamanda aniden gelen bir boşluk içinde bırakır. Eskisi kadar bağımlı olma iznini zaten yaşam da vermez gence. Evde sık sık çocuklarımıza “sen artık büyüdün, çocuk gibi davranma” mesajını içeren sözler söylemez miyiz? Bu nedenle bağımsızlaşma hem bir gereksinim, hem de bir zorunluluk olarak gencin karşısına birdenbire çıkmıştır, ve genç bir anlamda bir yalnızlık içine düşürmüştür. Şimdi bu yalnızlık ve boşluğu dolduracak yeni ilişkilere gereksinim vardır. Genç ilişki gereksinimini doyurmak, boşluk duygusundan kurtulmak, öz saygısını destekleyebilmek için arkadaşlarına yönelir.

Bağımsızlaşma yakınları ile tüm bağlarını koparma anlamına gelmez. Tersine önceki yıllarda sağlıklı bağlanma yapabilmiş gençlerin bağımsızlaşma adımlarında daha az zorluk yaşadıkları, çok ağır çatışma ve sorunlara gerek olmadan sakin ve rahat bir şekilde kendi sınırlarını ebeveynlerinden ayırarak, ayakları üzerinde duracak duruma gelebildikleri kabul edilir. Ergenlik dönemi boyunca bağımsızlaşma yönünde çalışması gerekir gencin ve bu nedenle “sanki bağımsızmış gibi” davranır. Sağlıklı ilerleyen bir süreçte genç adam yerine konmak ister, sözünü geçirebilmek için kimi zaman biraz isyankar davranır, bunlar kendi düşüncelerini ayırma çabalarıdır. Ancak dönemin sonuna kadar gerçek bağımsızlık henüz söz konusu olmadığından, gencin ruhsal yapıları yeterli olgunluğa erişmediğinden zaman zaman anne babasına yeniden yaklaşıp onların desteğini almak ihtiyacı duyar. Bu bir nevi yakıt ikmalidir, bir süre dışarıda yeni rollerde kendini denemiş, kimi zaman başarılı hissedip, kimi zaman da engellenme ve hayal kırıklığı yaşamış ve bunları yaparken biraz da gücü tükenmiş olan genç, şimdi yeniden güven depolamak için en yakını olan kişilerin yardımına koşacaktır. Anne babaların gençle ilişkilerini, gencin gerektiğinde biraz uzaklaşmasına, ama sonra da kendilerine yeniden yaklaşmasına izin verecek bir sıcaklıkta tutmaları dönemin daha az sancılı ve daha sağlıklı geçirilebilmesi açısından çok önemlidir.

Bireyleşme süreci salınımlı bir süreçtir. Yani genç bir yönden diğer bir yöne, bir kutuptan diğerine gidip gelmeler gösterir, birbirine karşıt duygular yaşanır. Genç sevgi ile nefret duyguları arasında gider gelir. Bir yanda bağımsızlık çabaları, diğer yanda bağımlılık arayışı vardır. Erkeksi yönleriyle kadınsı yönlerini tanımaya çalışır. Uçlarda dalgalanmalar yaş için olağandır. Bireyleşme süreci boyunca, değer yargıları, ahlak kuralları, kısacası gencin vicdanı da önemli değişikliklere uğrar. Bireyleşme süreci tamamlanana kadar aşırı doğruculuk, yargılarında keskinlik, mutlak doğrulara inanma, yüceltme ve değersizleştirmeler, esnek olmayan kurallar söz konusudur. Dönem boyunca katı tutumlar esnetilir ve değer yargıları daha olgun, yumuşak bir biçim alır.

Bireyleşme süreci boyunca genç, geçmişteki ebeveynini şimdi daha gerçekçi bakış açısıyla yeniden değerlendirir. Çocukluk ideallerini geride bırakır. Böylece anne babasından onların mükemmel olmalarını beklemeyi de bırakır. Onları iyi yönleri ve kusurları ile kabullenebilecek bir olgunluğa erişir. Şimdi hem kendine ilişkin, hem de yakınlarına ilişkin ülkülerini dış gerçeğe uyacak şekilde değiştirir. Eğer kendi potansiyeline uygun gerçekçi ülküsel amaçlar içselleştirilirse “özgüven duygusu” sürdürülebilir. Olgunluk derecesi; “bireyleşme sürecinin” ne kadar ilerlediğine bağlıdır. Bireyleşme “büyüyen insanın ne yaptığı ne olduğu konusunda giderek artan sorumluluk alması” anlamına gelir. Tüm sorumluluğu ebeveyne ve diğer önemli kişilere yüklemek, bunları karşı konamaz olarak algılama, amaçsızlık ve yabancılaşma ile sonuçlanır. Karşı koyabilme olgunlaşmanın göstergesidir. Ebeveynden sağlıklı ayrışmada yetersizlik olduğunda, bu durum gençlik döneminin bitimine kadar çözümlenemezse, yani insan ebeveyninden kendini biraz uzaklaştırıp, kendini ve onları olumlu ve olumsuz yönleriyle tanıyıp kabullenmeyi başaramazsa, çeşitli sorunlar kendini gösterir. Böyle bir kişi ya erişkin yaşamın gereklerini yerine getiremeyecek bir bağımlılık içinde kalır. Birçok erişkin rolünde aksamalar ortaya çıkar. Kendi doğruları, kendi kararları yoktur. Diğer bir olasılık da ebeveyni ve dolayısıyla kendisi ile çatışmalarını çözememiş, onları ve dolayısıyla kendisini olduğu gibi kabullenememiş ve değiştirme çabalarını bırakamamış, olumsuz duyguları olumlu olanlarla bütünleştirememiş bireylerde ortaya çıkar. Kendini içsel olarak onlardan ayırmadaki güçlük nedeniyle, fiziksel olarak uzaklaştırma, kaçma, değersizleştirme, itibardan düşürme, yaşadığı şehri, ülkesini bırakıp gitme gibi çözümler oluşturulur. Ancak bu şekildeki uzaklaşmalar da gerçek bir bütünlük duygusu, iç huzuru ve özgüven duygusunu içinde barındırmaz, tedirginlik ve sorunlar sürer gider.

 

Ebeveynin rolü :

Gencin kimliğini oluşturma, ruhsal ve duygusal olarak farklı bir kişi olma çabasının başarılı olması için ebeveynin de desteği gerekir. Kendi bireyleşme sorununu çözümlememiş ve belli bir düzeyde duygusal olgunluğa ulaşmamış ebeveyn çocuğun bağımsız olarak düşünmesini bir tehdit olarak algılar. Ergenlik boyunca hem genç hem de ailesi neredeyse eşit güçte bir kriz yaşarlar. Genç yeni bastıran yoğun duyguların etkisi altındadır. Erişkin durumundaki ebeveyn yaşamını anlamlı, kendini ruhsal ve sosyal açıdan üretken ve değerli hissedebilmek için en değerli olan, kendini adadığı çocuklarının şimdiki durumları ve başarıları ile yoğun olarak ilgilenmektedir. Çocukların başarısı onların başarısı, çocukların sorunları ise onların sorunlarıdır adeta. Yaptıklarıyla övünür, yapamadıklarında başarısızlık, hatta suçluluk hissederler.

Ebeveyn de ergenle eşit güçteki bir krizi yaşamakta olduğundan, çocuğun bireyleşme ve özerklik yönündeki çabalarını sabote edebilir. Böylece duygusal anlamda bir kayıptan kaçınmış olur, kendisini yaşlanma ve rollerin yeniden değişmesi konusunda rahatlatabilir. Kendi bireyleşme sorununu çözümlememiş bir ebeveyn kontrolü ve gücü elinden bırakmak istemez. Çocuğun bağımsız olarak düşünmesini bir tehdit olarak algılar. Bilerek veya istemeden engeller koyar.


Yaşıt Grubu:

Yaşıt grupları erken çatışmalarını çözümlemeye çalışan gence yargılayıcı olmayan bir destek sağlar. Yaşıt ve grup ilişkilerinde “pratik yapma niteliği” vardır. Bu zaman için oluşturulur, sürekli bir bağlantıyı gerektirmez. Bu özellik bazen anne babalarda endişeye eden olur. Gencin sürekli arkadaş ya da sevgili değiştirmesi, sebatsızlık, tutarsızlık gibi değerlendirilebilir. Özellikle kız erkek arkadaşlığında ahlaki kaygılar ortaya çıkabilir. Oysa bu yaştaki arkadaşlıklarda gerçek bir cinsellikten çok karşı cinsle ilişkide kendini, karşı cinsi tanımak, duygularını ayrımlaştırmak, sınırlarını belirlemek gibi amaçlar ön plandadır. Ergenlerin yaşıt grubuna katılımları, arkadaş aramaları birçok nedenden dolayı bir gereksinimdir, bir zorunluluktur. Yaşıt grubunun ya da arkadaşın önemini artırarak yavaş yavaş ebeveynlerin yerini alması ergenlik döneminin bir gereğidir. Bunu değerlendiremeyen anne babalar çocuklarının kendilerinden uzaklaşmalarını, sürekli yaşıtlarının yakınında oluşlarını, kaygı ve kuşku ile karşılayabilir. Hele kendi ayrışma sorunlarını çözememiş ebeveynlerde, çocuklarının uzaklaşma eğilimleri yoğun kaygıya neden olabilir. Bir de üstelik gençler evdekilere yabancılaşmış gibi davranırlar. Anne babaya yönelik eleştirilerin dozu artar, bunlara katlanmak kimi zaman gerçekten zor olur. “Benim çocuğum böyle değildi arkadaşlarından etkilendi, kötü arkadaşları onun da huyunu bozdu” benzeri yakınmalar hiç de az değildir. Oysa arkadaşların genç için, gelişimi destekleyici, yeniden yapılanmayı kolaylaştırıcı işlevleri vardır.

Gençlik dönemi çok olumlu özellikleri içinde barındırır. Yaşam boyunca yaratıcılığın en yüksek olduğu, duyguların coşkuyla yaşandığı, idealizmin, doğruluk ve dürüstlük arayışının ve içtenliğin en belirgin olduğu bir dönemdir. Böyle bir süreçte arkadaş ortamı esprinin, yaratıcılığın, empati-eşduyum gibi olumlu özelliklerin bolca yaşandığı bir alan olma özelliği taşır. Anne babasından uzaklaşan genç bir ölçüde boşlukta kalmıştır. Birdenbire geliveren bir hüzün duygusu, nedenini bilmediği bir iç sıkıntısı gencin yakasına yapışıverir. Böyle bir kayıp ile başa çıkmaya çalıştığı bir sırada arkadaşları bir can simidi gibi imdadına koşarlar. Bir ayna gibi işlev görür adeta yaşıtlar. Onların arasında bir çok gözlem yapma, değişik tutum ve davranışları deneme olanağı bulur ve görgüsü artar. Arkadaşlar bir tür geçiş nesnesi işlevi de görürler. Ebeveyninden kendini ayırma gayreti içinde olan gence dış dünya ile bütünleşmede, topluma katılabilmede aracılık ederler, deneyim olanağı sağlarlar. Duygulardaki dalgalanmalar arkadaş ilişkilerinde de kendini gösterir. Genç bir an çok bağlandığı arkadaşından ertesi gün uzaklaşabilir. Hızla başlayıp, hızla biten aşklar yaşanabilir. Böyle değişik duyguların yaşanması, giderek gencin kırılganlığının, alınganlığının azalmasını, onun olgunlaşmasını, deneyim kazanmasını, kendi sınırlarını ve diğerlerininkini tanımasını ve ayırt etmesini mümkün kılar. Bir gruba ait olma duygusu da dönem boyunca çok önemlidir.

Ebeveynden bir ölçüde uzaklaşma, daha çok arkadaşları ile vakit geçirmeyi isteme dönemin normal özelliğidir ve kaygılanmayı gerektirmez. Ancak kimi gençlerin kendilerinden veya ailenin tutumundan kaynaklanan nedenlerle, dış dünyaya açılmada isteksiz davrandığı, anne babasının dizinin dibinden ayrılmadığı durumları da görürüz. Böyle durumların nedenlerini anlamaya çalışmakta yarar vardır. Çünkü karşı koyabilme olgunlaşmanın bir gereğidir. Böyle ergenler, bir ölçüde başkaldırma ve karşı koyma yoluyla kendi bireysel sınır ve eğilimlerini keşfetmek yerine, uyum ve boyun eğiciliğin ağırlıkta olduğu bir tutum sergilerler. Bu tür durumlarda kimlik duygusunun oluşum süreci erken tamamlanır. Genç yeterince sorgulamadan, kolaycı bir yöne gitmiş, erken bağlanma yapmıştır. Böyle oluşmuş bir kimlik duygusu kendi içinde çelişki ve uyumsuzlukları barındırabilir. Genç aslında kendisine ait olmayan kimi düşünceleri de benimsemiştir, ayrımlaşma, kendini tanıma yetersiz kalmıştır. Erişkin yaşamdaki mutsuzluklar, gerginlikler, ilişki sorunları, kendi kararlarını vermede yetersizlik, her alanda doyumsuzluk ve memnuniyetsizlik, işinden, eşinden, yaşamından sürekli yakınma gibi sorunlara neden olur.

 

Okul:

Okul ergenlik döneminde “geçiş nesnesi” işlevi görür. Gencin sadece dersleri öğrendiği akademik bir ortam değildir. Sosyal becerilerin kazanılması, topluma katılarak bir birey olmanın hissedilmesi öncelikle okul ortamı içinde olur. Genç arkadaşlarını en çok okul ortamı içinde bulur, yakınlaşır. Birçok yeni özdeşim yapma olanağını da sağlar okul. Arkadaşlar yanı sıra, ebeveyninden uzaklaştığı için bir kayıp duygusu yaşayan, biraz da boşlukta hisseden genç için bir öğretmenin yüceltilmesi örnek alınması çok sık rastladığımız bir durumdur. Öğretmene yapışma, ona hayranlık duyma, onun peşinden gitme eğilimi gençlerin sorunlarının çözülebilmesinde de çok önemli bir fırsat sağlar. Ebeveyniyle çatışmak zorunda olan, bu nedenle sanki bağımsızmış gibi davranan, ama gerçekte yönlendirilmeye, rehberlik almaya büyük gereksinimi olan genç için öğretmeni bir cankurtaran rolü oynayabilir. Maalesef okullarda yönetimin öğrencilerden beklediği çoğunlukla disipline uyma ve başarılı olma ile sınırlı kalmaktadır. Böyle bir beklenti etkin, sorgulayan, bazen de gürültücü bir sınıf ortamı yerine, pasif, boyun eğen öğrencilerden oluşan bir sınıf ortamının yeğlenmesi sonucunu doğurabilmektedir. Bağımlı öğrenci davranışı bağımsız olana yeğlenir. Karşı koyanlar böyle bir sistem içinde dışlanır, ağır biçimde eleştirilebilir. Eleştiriye duyarlılığın arttığı, grup içinde kabul görmenin öneminin arttığı, başkalarının gözündeki yerini sürekli sorgulayan bir genç için bu tür bir dışlanma ve eleştiri hiçbir olumlu etki sağlayamaz. Tersine isyan duyguları içindeki gencin öfkesi ve uyumsuzluğunda artış ortaya çıkar. Giderek durum bir kısır döngü haline gelebilir. Yönetimle sorunların gencin olumsuz tutumlarından kaynaklandığı kadar, okulun uygun yaklaşımlarla genci kazanmaya çalışmasındaki eksikliklerden de kaynaklandığına günlük pratikte sıkça tanık oluyoruz. Oysa ezberci öğrenim, bağımlılığın desteklenmesi, gencin yaratıcılığını ve sosyal gelişimini olumsuz etkiler. Sorunları olanların da tamamen toplum dışına itilmesine risklerin artmasına neden olur.

Akademik başarı ile ilgili alanların geliştirilmesi, diğer alanların ihmal edilmesi başka önemli sonuçları da beraberinde getirmektedir. Öğrencilerin okullarda işbirliğinden çok yarışmayı öğrenmesi, arkadaşlar arasında gerçek yakınlaşma ve dayanışma duygularının gelişmesinin önünde bir engel oluşturmaktadır. Depresyonda olan bir hastama bir arkadaşı destek olmaya çalışırken, diğer bir tanesi “boş ver yarışta bir kişi eksik olur” karşılığını vermişti. Sevgi ve destek olma duygusundan yoksun, sadece öne geçme ve yarışma duygularının beslendiği bir ortamda gençlerin rekabet duyguları kendilerini geliştirip başarılı olma değil, birbirini ezme, birbirinin önüne geçme şeklinde yönlendirilmekte, yapıcılıktan uzak, yıkıcılığın ön planda olduğu bir ortam oluşturulmaktadır. Böyle bir ortamda okullarda öğrencilerin sınıf geçme uğruna kişilik bütünlüğünü bozucu, çoğunlukla pek dürüst sayılmayan yollara başvurması da yaygınlaşır.

Öğretimde bilgi kazandırmaya önem verilmesi, bu bilginin ne anlama geldiği üzerinde durulmaması da önemlidir. Genç insan çalıştığı işi anlamsız bulursa, toplum ve kendisi için bir değer taşımadığına inanırsa kendini işe yaramaz hisseder. “Çalıştığım işten hiçbir zevk almıyorum”, “çalıştıklarım ne işime yarayacak ki?”, “öğrendiklerimizin ne anlamı var ki?”, “yaptığım işin kime yararı var ki?” gibi sorular zihnini kurcalar. Gençte isteksizlik, zevk alamama, boşluk, anlamsızlık duyguları ortaya çıkar. Bir yandan da toplumda sürekli tüketim duygusu destekleniyorsa, bu durum sonuçta bireyin kendisini de yok edeceği, bir şey üretmeden sürekli harcama ve yok etme davranışına götürür. Bir grup gencin hiçbir toplumsal konuya, ciddi bir uğraşa ilgi duymadan sadece doyuma, eğlenceye ve harcamaya yöneldiği ortamlara da ne yazık ki rastlıyoruz. Böyle bir ortamın gerçek bir doyumu sağlayabilmesi olanaksızdır. Yaratıcılığın, üretkenliğin önemini yitirdiği, hiçbir engellenmenin olmadığı, sınırsız bir alma eğiliminin yaşandığı bu tür durumlar, gerçek bir olgunlaşmayı mümkün kılmaz. Bencillik, amaçsızlık, boşluk, yabancılaşma ve sonuçta mutsuzluk kaçınılmazdır.

 

SONUÇ

Ergenlik dönemi buluğa erme ile başlar. Ancak bitimi için böyle bir biyolojik olay ya da belirleyici olmadığından hangi yaşta sonlanacağını söylemek zordur. Gencin biyolojik ve toplumsal anlamda üretken hale gelmesi, kendi doğrularını, yönünü belirleyip belli bir hedef doğrultusunda kendi sorumluluklarını üstlenecek bir kapasiteye ulaşması ergenliğin bitmekte olduğunun habercileridir. Dönemin sonunda dünyayı iyiler ve kötüler olarak ikiye bölmeyi bırakır genç. Siyah ve beyaz olarak algılamak yerine grilere izin çıkmıştır. Bu durum hem kendisini değerlendirirken, hem de yakınları ile ilgili düşünce ve ilişkilerinde değişikliklere neden olur. Yüceltme ve değersizleştirmeler ortadan kalkar. Bireyleşme süreci tamamlandığında, insan ebeveynini yeterince iyi olarak görebilmeye veya en azından kusurlarına karşı daha merhametli yaklaşabilmeye başlar. Geçmişte yücelttiği, kimi zaman da çok kızıp değersizleştirdiği anne babası şimdi daha gerçekçi bir gözle değerlendirilir. Bireyin gerçekçi potansiyeline uygun ülküsel amaçlar (idealler) benimsenebilirse, erişkinlikte özgüven duygusu sürdürülebilir.

Birçok zaman erişkin yaşlara geldiği halde ergen özellikleri gösteren kişilere rastlayabiliriz. Kararlarından memnun olmayan, kendini huzursuz, tedirgin ve mutsuz hisseden, sürekli ilişkiler oluşturamayan, hiçbir amaca tam olarak yönelemeyen, sadakatle bağlanmayı gerçekleştiremeyen, belli bir olgunluk ve bütünlük duygusuna ulaşmamış kişilerdir bunlar. Bu tür belirtiler ergenlik döneminin sağlıklı olarak yaşanıp sonlandırılmasında yetersizlik olduğunun göstergesidir. Yani böyle kişiler kendini diğerlerinden ayrımlaştırmada, kendi sınırlarını belirlemede, kendi yetenek ve sınırlılıklarının bilincine varıp olumlu ve olumsuz öğeleri bütünleştirmede yetersizlik gösterirler. Kişiler arası ilişkilerde başarısız olurlar, çünkü esneklikleri yoktur. Diğerlerini de iyi ve kötü yanları ile kabullenemezler. Süreklilik duygusu yetersiz kalmıştır. Geçmişlerini iyi ve kötü yönleri ile kendilerinin bir parçası olarak görüp kabullenmekte zorlanırlar. Yani ergenlik boyunca hem yeterli değişimleri gerçekleştirememiş, hem de geçmişle sağlıklı bağlantıları yerine oturtup süreklilik duygusuna erişememişlerdir. Böyle değişmiş ve gelişmiş bir ruhsal yapının varlığında sağlıklı bir kimlik duygusunun yerleşmesi de eksik kalmıştır. Bireyleşme sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilen kişiler ise, şimdi geçmişle daha sağlıklı bağlar oluşturabilirler. Kendi geçmişiyle barışmış, kendine ait olduğunu bildiği doğrularına şimdi daha gerçek bağlarla sarılmıştır. Kısacası bireyleşme ve kimlik duygusuna ulaşma, yakınlaşmayı mümkün kılar, sadakat ve bağlanma duygularını geliştirir, pekiştirir. Böylece insan karşı cinsle daha sağlıklı yakınlaşmalar yaşayabilir, aidiyet duygusu gelişir, değer yargıları, düşünce ve inançlarında bir tutarlılık ve süreklilik oluşur.

 

3.) SINAV KAYGISI

Sınav kaygısı sıkça yaşanan bir duygu olup, öğrencinin yetiştirilmesi, eğitimi ve toplumun değer yargıları ile yakından ilişkilidir. Sınav kaygısı öğrenilerek kazanılmaktadır.

Yapıcı ve yıkıcı iki tür kaygıdan bahsedebiliriz:

1- Yapıcı kaygı olumludur, kişinin motivasyonunu artırarak başarıya götürür.

2- Yıkıcı kaygı ise olumsuzdur, kişinin konsantrasyonun azaltarak başarısızlığa sürükler.

Eğer okul döneminde yaşanan gerçek, öğrenme heyecanı yerine korku, yaratmak yerine sürekli ezbere tekrarlar, yaptıklarından zevk almak ve bireyin kendisinden hoşnut olması yerine bıkkınlık, bezginlik ve kuruntu ise, sınav kaygısı oluşumuyla karşı karşıya gelinmiş olur.

Sınav kaygısının gelişmesine neler zemin hazırlar ?

- Evdeki sıkı disiplin, kısıtlayıcı ve güven kırıcı ebeveyn tutumları

- olumsuz ve kırıcı öğretmen eleştirileri

- cezalar

- kıt not verme

- zorlu sınav koşulları

- sık tekrarlanan okul başarısızlıkları veya başarının küçümsenmesi (örneğin; başarısını sürekli diğerlerine göre değerlendirilmesi)

- yetişkinlerin olumsuz değerlendirmeleri ve bunların çağrıştırdığı öz’e tehdit duygusu

 

Sınav kaygısının farklı iki boyutu:

1- Kuruntu sınav kaygısının bilişsel (zihinsel) yönüdür. Bireyin kendisine dönük olumsuz düşünceleri (kuruntuları), sınavda dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olabilir.

- Daldım, kendimi veremiyorum

- ya bu sınavdan iyi sonuç alamazsam ?

- ben zaten yeteneksiz, beceriksiz biriyim, türünden iç konuşmalar bireye yarar yerine, zarar getiren kuruntu örnekleridir.

2- Duyuşsallık ya da heyecansallık, sınav kaygısının duyusal fizyolojik yönünü oluşturan otonom sinir sistemi uyarılmasıdır. Örneğin;

-hızlı kalp atışları -kızarma,sararma

-mide bulantıları -sinirlilik ve gerginlik

-terleme -üşüme

Genelde yüksek sınav kaygılı bireyler, başkalarının eleştiri ve yargılarına aşırı duyarlılık gösterirler. Sürekli olarak özeleştiride bulunurlar. Özkavramları olumsuz, özgüvenleri düşüktür. Davranışları savunucudur.

Bir sınav insan için ne kadar önemli ise, o ölçüde kişiyi etkileyecektir. Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavı gibi önemi yüksek bir sınav, kişiliğe yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.

Sınav kaygısı sonucu sınav başarısı % 40’a varan bir oranda düşebilmektedir.

Aile üyeleri sınav için yaşadıkları kaygılarını çocuklarına yansıtırlar ise zarar vermeye başlarlar. Ailenin sınava hazırlık döneminde aşırı özveride bulunması ve bunu sıkça dile getirmesi, çocuğu daha çok yük altında bırakmakta, yaşadığı gerilimi arttırmaktadır.

 

Neler yapılabilir:

- Stress ile başaçıkmada kişinin kendi kontrol duygusu çok önemlidir.

- Herşeyden önce gencin kendi yaşamına sahip çıkmasına olanak tanımak gerekmektedir. Çocuğa kendi sorunlarını kendisinin çözeceğini, fakat ihtiyaç duyduğunda imkanlar dahilinde ona yardım etmeye hazır olunduğu mesajını vermek, onu rahatlatacaktır.

- Üniversite seçme sınavı herşeyin başlangıcı ya da herşeyin sonu demek değildir.Sınavın yaşam içindeki yeri ve öneminin gerçekçi bir biçimde belirlenmesi, sınava girecek olan kişiyi olumlu etkilemektedir.

- Herşeye rağmen sınav kaygısı bireyin başarısını düşürecek, hatta sağlığını bozacak kadar etkiliyorsa, profesyonel yardım almakta yarar vardır.

 

4.) ÇOCUKLAR VE GENÇLERDE CİNSELLİK

İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir. Örneğin; 70 yaşındaki bir erkek, aktif cinsel yaşamının daha ne kadar süreceğini merak ederken menopoz öncesi bir kadın, menopozun vücudunda ve cinsel yaşantısında ne gibi değişikliklere neden olacağını bilmek ister. Benzer biçimde 12 yaşındaki bir erkek ya da kız çocuğun merakı ise ergenlik ile onun getirdiği bedensel ve duygusal değişikliklere odaklanmıştır.

Bu yaşam dönemlerinin en önemlisi ise 0-6 yaş dönemidir. Çünkü bu yaslarda bir erişkin gibi bağımsız ve aktif olarak, merak edilen cinsel konuların çeşitli kaynaklardan araştırılıp öğrenilmesi söz konusu değildir ve edinilen bilgiler erişkin yaşa gelindiğinde cinsel tutum ve davranışların sağlıklı olması açısından belirleyicidir. Henüz okul ve öğretmenler çocuğun hayatına girmediğinden asıl eğitici konumunda olan anne-babalara büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluğu yerine getirirken dört evrede inceleyebileceğimiz, 0-6 yaş dönemi cinsel gelişim ve davranışları hakkında aşağıda özetlenen temel bilgilere ihtiyaç vardır.

 

0-18 ay:

-Bebek kucağa alınma ve okşanmayla bedensel teması ve bundan haz almayı öğrenmeye başlar.

-Cinsel kimlik ve cinsel rol gelişimi başlar yani bebekler, kız veya oğlan olduklarını anlamaya ve buna uygun davranmaya başlarlar.

-Kendiliğinden erkek bebeğin penisinde sertleşme ve kız bebeğin vajinasında ıslaklık olur.

-Bir yaş civarında bebeklerin çoğu cinsel organlarını keşfeder ve dokunmaktan hoşlanır.

 

18 ay-3 yaş:

-Tuvalet eğitimi ile birlikte çocuk cinsel bölgenin daha fazla farkına varır.

-Kendi cinsiyetinden emindir ancak bunun kalıcı olup olmadığını bilmez.

-Diğer çocuklara kız veya oğlan oluşlarına yani cinsel kimliğine göre farklı davranmaya ve onların davranışını kabul etmeye başlar.

-Cinsel organlar ve bedensel fonksiyonlar için kelimeler öğrenir. Bu dönemde çocuğa cinsel organların doğru terimlerle tanıtılması gerekir. İdeal olanı tıbbi terimlerin (vajina ve penis) öğretilmesidir. Anne-baba ve bakıcıların cinsel organlara lakaplar takması, mastürbasyona karşı olumsuz tavır takınması doğru değildir.

-Bedensel temas, öpülüp sevilmeye duyulan ihtiyaç devam eder.

 

3-4 yaş:

-Bebeklerin nereden ve nasıl geldiklerine dair sorular sormaya başlar. Üreme bu yaştaki çocukların anlaması için çok karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle bebeklerin nasıl olduğuna dair bilgiler defalarca tekrarlanmalıdır.

-Akranları ve oyuncaklar aracılığı ile cinselliği anlamaya çalışır."Doktorculuk" ve "Evcilik" oynayarak kadın ve erkek vücutları arasındaki farklılıkları öğrenmek için çabalar.

-Başkalarının tuvalette ne yaptığını merak eder. Yetişkinlerin argo konuşmalarını taklit eder.

-Hangi davranışların sosyal olarak kabul edilebilir olduğunu anlamaya başlar. Toplum içinde ve özel mekânlarda nasıl davranılması gerektiğini kavrar.

-Özellikle erkek çocuklarda cinsel bölge duyumu artmıştır ve çoğunlukla da üzgün olduklarında cinsel organlarını tutarlar.

 

5-6 yaş:

-Bebeklerin nasıl oluştuklarından ziyade nasıl doğduklarıyla ilgilidirler. Arkadaşlarından cinsellikle ilgili doğru olmayan bilgiler edinebilirler. Böyle bir durumda anne-babanın çocukları ile cinselliği açıkça tartışıp konuşması ve doğru bilgiler vermesi uygundur.

-Giyinirken veya banyoda yanlarında kimsenin bulunmasını istemezler.

-Cinsiyetler arası farklılıklara karşı daha duyarlı olmaya başlarlar. Kendi cinsiyetinden çocuklarla arkadaş olma eğilimi gösterirler ve kadın/erkek rollerine olan ilgileri giderek artar.

-Cinsel oyunlara ve mastürbasyona devam eder.

-Açık-saçık, müstehcen kelimeler kullanmaya başlar.

-Daha az olmakla birlikte bedensel temasa ihtiyaç duyar.

-Vücuduna sahip çıkmayı ve kendisine uygunsuz biçimde dokunulduğunda "hayır" demeyi bilir.

Çocukla cinsellik hakkında konuşurken dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

1.Çocuğunuz soru sorduğunda cevap verin."Büyüdüğünde sana söylerim" veya "sen nereden duyuyorsun böyle şeyleri " diyerek onu engellemeyin. Çocuğunuz bir daha sormayabilir ve güvenilir olmayan kaynaklardan yanlış şeyler öğrenebilir. Çocuğunuza soru sorması nedeniyle memnun olduğunuzu belli edin ve "Bu soruyu bana sorduğun için teşekkür ederim."diyerek onu ödüllendirin.

2.Döllenme ve doğum hakkında konuşurken şüpheli, belirsiz veya gerçek olmayan ifadeler kullanmayın. Çocuğunuz insanlar hakkında öğrenmek isterken hayvanları örnek olarak vermeyin. Bu kafa karıştırıcı, baştan savmacı bir tutumdur.

3.Çocuğunuz soru soracak kadar büyükse, doğru yanıtları ve doğru sözcükleri öğrenecek kadar da büyüktür. Çocuğun ne sorduğunu anladığınızdan emin olduktan sonra doğrudan sorulan soruya yanıt verin. Çok fazla bilgi veriyor olmaktan korkmayın. Hazır olmadığı bilgileri eleyip unutacaktır. Çok uzun, karmaşık cevap bir daha soru sorma konusunda hevesini kıracaktır. Bundan kaçının. Çocuğunuza hazır olduğunu düşündüğünüz seviyenin biraz üzerinden bilgiler verin. Böylece hem tahmin ettiğinizin üzerinde anlama olasılığını göz önünde tutmuş hem de gelecekteki soruları için yol açmış olursunuz. Fakat konuştuğunuzun bir çocuk olduğunu da unutmayın ve aşırı kitabi bilgiler vermekten kaçının. Örneğin çocuk, kızlar ve oğlanlar arasındaki farkları sorduğunda bir kitap açarak ayrıntılı cinsel anatomi bilgileri vermeyin. Çocuk gözle görülür farkları bilmek ister. Bu durumda sadece kızların vajinası, oğlanların penisi olduğunu ve erişkin yaşa geldiklerinde kızlarının memelerinin büyüdüğünü, erkeklerin sakallarının çıktığını söyleyebilirsiniz.

4.Soruyu sorulduğu zaman yanıtlayın. Eğer çocuğunuz soru sorduğunda cevap veremeyeceğiniz bir konumda iseniz, örneğin kalabalık bir markette iseniz ''Bunu evde konuşalım.'' ya da ''Bunu daha sonra konuşalım.'' diyerek cevap vermeyi kısa bir süre için erteleyebilirsiniz.

5.Bilgilendirirken yaşına uygun resim ve kitaplar kullanınız.

6.Çocuğunuz soru sormasa bile öğrenmesi için fırsatlar yaratın. Örneğin televizyon programlarından ya da hamile bir arkadaşınızdan yola çıkarak bebeklerin nasıl olduğunu ve nasıl doğduğunu anlatabilirsiniz. Anlatırken doğru terimleri kullanınız. Çocuğunuzun soru sormaya devam edebilmesi için doğru sözcüklere ihtiyacı vardır.

7.Benzetmeler kullanırken dikkatli olun. Çocuklarda soyut düşünme henüz gelişmediğinden "Anne karnında bir tohumun büyümesi" kavramını gözlerinde annenin içinde bir ağaç büyüdüğü şeklinde canlandırabilirler.

8.Bazen çocuğunuzun sorduğu soruyu bilemeyebilirsiniz. Bu durumda en doğru tutum "Bunun cevabını bilmiyorum. En kısa zamanda öğrenip seni bilgilendireceğim."demektir. Pek çok alanda olduğu gibi cinsellik konusunda da bilgilerimizi güncelleştirmeye, gözden geçirmeye ve bilgi edinme karşısındaki engelleri gidermeye ihtiyaç vardır

bilgi kaynağı ve otorite simgesi anne-baba değildir. Hem arkadaşlar hem de öğretmenler giderek daha önemli hale gelir. Pek çok bilginin yanı sıra cinsel bilgiler de artık bu kaynaklardan gelmeye başlar. Yine de bu bilgilerin doğrulanması ve değer yargılarının oluşturulması açısından anne-babanın sorumlulukları çok önemlidir. Bu dönem çocuklarda cinsel gelişim ve bilgilenmede önemli noktalar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

 

6-9 yaş:

-Bitki ve hayvanlar üzerinde üreme ve büyümeyi anlamaya başlarlar. Onların bakımını üstlenmeye, ihtiyaçlarının farkında olmaya başlarlar.

-Bütün yaratıkların üreme özelliği olduğunu bilirler.

-Anne-baba, büyükanne-büyükbabayı da içerecek şekilde yaşam döngüsü ve her yaşta cinsellik hakkında farkındalıkları vardır.

-Kendi vücutları ve karşı cinsin vücudu için uygun sözcüklerle iletişim kurma becerileri vardır.

-Cinsel kimliğin cinsel yönelimi içerecek şekilde (homoseksüel, heteroseksüel, biseksüel) farkındadırlar.

-Aile üyelerinin rol ve sorumluluklarını bilirler.

-Kendi bedenlerinin sağlık ve güvenliğini sağlamada aktif rol alırlar.

-Arkadaşlık kurmak ve sürdürmek için yollar bulurlar.

 

9-13 yaş:

Üremeyle ilgili olarak;

-Cinselliğin yaşamın doğal bir parçası olduğunu,

-Cinsel duyguların normal ve meşru olduğunu,

-Cinselliğin bebek yapma yolu olması yanında zevk verici olduğunu,

-Üreme döngüsünün biyolojik bileşenlerini ve korunmasız ilişkiyle gebelik olasılığını,

-Kürtajın ne olduğunu,

-Kadın ve erkek vücutlarının nasıl büyüyüp farklılaştığını bilebilirler.

Doğum kontrolü ile ilgili olarak;

-Kimsenin anne-baba olmaya zorunlu olmadığını,

-Çocuk sahibi olmanın planlanabileceğini, anne-baba olmanın uzun dönemli bir sorumluluk gerektirdiğini ve bütün çocukların sorumluluk duygusu olan ve sevgi dolu ebeveynler hak ettiğini,

-Doğum kontrol yöntemleri var olduğunu anlayabilirler.

Ergenlikte olan vücut değişiklikleri ile ilgili olarak;

-Normal gelişimsel değişikliklerin ne olduğunu, kız ve erkekte ortaya çıkış zamanlarını,

-Bedensel büyümenin genel evrelerini,

-Adet kanaması ve gece boşalmasının varlığını,

-Duygusal dalgalanmalar olmasının ergenliğin doğal bir görünümü olduğunu ayırt edebilirler.

Cinsel davranışlarla ilgili olarak (12-13 yaş);

-Cinsel taciz ve istismarın tanınması ve bundan korunmanın yolları,

-Kadın ve erkek fahişeliğinin olumsuz sonuçları, tehlikeleri hakkında bilgilenme,

-Nasıl iyi arkadaşlık kurulacağı ve öfkelenmeden bir ilişkinin nasıl bitirileceği,

-Flört etme,

-İlişkilerde zarar görebilme ve istismar edilme olasılığını bilme,

-Genç bir erkek ve kadında uygun rollerin ne olduğunu; biyolojik seks ve sosyal olarak belirlenmiş cinsiyet rolleri arasındaki farklılığı,

-Cinsel yolla bulaşan hastalıkların nasıl bulaştığı, nasıl önlenebileceği ve nasıl tedavi edildiği,

-Değişik aile yapıları hakkında, aile üyeleri arasındaki ilişkilerle ilgili ve ailenin toplum içindeki konumu ile ilgili bilgilenmeye gereksinimleri vardır.

Bunlara ek bu yaştaki çocuklarda sosyalleşme giderek daha önemli hale gelir. Akranlarının onlar hakkında ne düşündüklerini çok önemserler. Anne-babadan bağımsızlaşarak yeni roller, tarzlar, etkinlikler denerler. Farklı görünmekten hoşlanırlar. Ergenlik çağıyla ilgili vücut değişiklikler nedeniyle kendilik algısında ikilemler yaşarlar. "Ben kimim?" "Normal miyim?" Türünden sorularla zihinleri meşguldür. Güven pekiştirmeye duyulan ihtiyaç, doğal merak duygusu ve hormonal değişikliklerin etkisiyle hemcinsleriyle fiziksel temasa geçebilirler. Güven pekiştirmeye yönelik bu tür fiziksel temas gelişimin normal bir evresidir ve homoseksüel davranış anlamına gelmez.

 

13 yaş ve üzeri:

-Ergenliğin evreleri 18 yaşına kadar sürer. Bu süreçte ergenlerin fiziksel ve duygusal gelişmelerinin normal olup olmadığı hakkında onaylanma ve bilgilenme ihtiyaçları sürer.

-Duygudurum dalgalanmaları, vücutları hakkında ikilemler, sivilceler ve akranlarının baskısıyla baş etmeye çalışırlar. Cinsel duyguların normal olduğu ve bu konuda karşılaştıkları sorunları çözmek için de yardım alma ihtiyacındadırlar.

-Ebeveyn ve otorite konumundaki diğer erişkinlerden bağımsız olma ihtiyacı belirgindir.

-Kavramsallaştırma yeteneği arttıkça ergen için ilişkilerin cinsel boyutu yanında duygusal boyutu da önemli hale gelir

-Ergenlerin medya veya başka yollarla maruz kaldığı cinsel davranışlar hakkında spesifik bilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Fahişelik, tecavüz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar(HIV/AIDS), kürtaj, doğum kontrolü, gebelik, eşcinsellik, vs. öğrenme ihtiyacında oldukları önemli konulardır.

 

bottom

Sunan: Joomla!. Designed by: gran turismo driving chair cheap web hosting Valid XHTML and CSS.