|
AĞRI BOZUKLUĞU NEDİR? Bedenin bir ya da birden fazla bölgesinde hissedilen, fiziksel bir nedene bağlı olmayan, psikolojik etmenlerle başlayan ya da şiddetlenen, kişinin mesleki, sosyal ya da başka yaşam alanlarında belirgin sıkıntı ve uyum sorunları yaratan ağrıdır. Bu ağrı tipik bir ağrı hissi olarak hissedildiği gibi yanma, batma ya da elektriklenme şeklinde de hissedilebilir. Genellikle ağrı kesicilerle tam olarak geçmez ve süreğenleşir. Duygu durum bozuklukları ve bazı anksiyete bozukluklarında diğer belirtilere eşlik eden ağrılar olabilir, ancak psikojenik ağrı, başka bir psikiyatrik ya da fiziksel ya da organik hastalıkla açıklanamayan durumları kapsar. Organik bir sebebe bağlı ağrılar da ruhsal durumdan etkilenebilir ve psikolojik etmenlerle şiddetlenebilir. Telkinle geçen bir ağrıya da hemen ruhsal kökenli ağrıdır demek doğru olmayacaktır. Çünkü organik kaynaklı ağrılar da telkin, hipnoz, akupunktur gibi yöntemlerle azaltılabilir, giderilebilir. Ağrı, öznel bir algı olduğundan, organik kökenli ağrıların şiddetli ya da hafif algılanmasında kişilik etkenleri rol oynayabilmektedir. Kimi kişiler ağrıyı fazla algılamazlar; kimilerinin de ağrı eşiği düşüktür. AĞRI Hekimlerin en sık karşılaştığı yakınma olan ağrı, hoş olmayan bir uyarandan kaynaklanan, duygusal ve algısal süreçlerin birlikte bulunduğu bir yaşantıdır. Latince poena (ceza, intikam, işkence) sözcüğüyle bağlantısı olan ağrı (pain), “hastalık, bedensel yaralanma veya organik bozukluğa bağlı rahatsızlık verici bir duygu” olarak tanımlanır. Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP) ise ağrıyı belli bir bölgeden kaynaklanan, doku harabiyetine bağlı olan yada olmayan, kişinin geçmişteki deneyimleriyle ilişkili, hoş olmayan duygusal bir duyum olarak tanımlıyor . Hoşa gitmeyen- zarar verici (noxious) uyaran öznel ağrı duyusunun yanı sıra, kaçma, kaçınma, donup kalma, benzer durumlara düşmemek için dikkatli olma gibi organizmanın kendini korumasına yönelik davranışsal tepkilere ya da kronik ağrı davranışına yol açabilir. Ağrının algılanmasında duygusal etmenler ve kişinin psişik gereksinimleri birlikte rol oynarken, bazı hastalarda -özellikle de kronik ağrı hastalarında- acı çekme boyutu da eklenir. Acı çekme, ağrıya verilen olumsuz duygusal yanıttır ki, depresyon ve anksiyete bu bağlamda ele alınabilir. Hastalığa sığınma tutumu olarak ağrı davranışı ise, hastanın ağrısına ve ağrıyı algılamasına çevrenin (hekimler, aile, toplum değerleri) verdiği yanıtlarla (pekiştirme) gelişen bir süreçtir. Ağrı öğrenilen bir durumdur. Kronik ağrı hastalarında depresyonun görülme sıklığı normal nüfusa göre anlamlı oranda yüksektir. Kronik ağrı sendromunun temel belirtileri; ağrı, anksiyete, depresyon ve uykusuzluktur. Öte yandan depresif hastalarda da (fonksiyonel) ağrı yakınması oldukça yaygındır. Yakınmaların dramatik ifade edilmesi, ağrının ortaya çıkışının yaşam olayları ile ilişkili olması, birden çok sistemin tutulması, ailede kronik hastalık ya da şiddet öyküsünün bulunması, yadsımanın kullanılması, ağrı davranışının çevre tarafından pekiştirilmesi gibi özellikler, belirtilerin psikojenik olduğu yönünde ipuçları olarak kabul edilmektedir. TEDAVİ YÖNTEMLERİ I.Biyolojik tedaviler a.İlaçlar: b.Diğer tıbbi ve cerrahi yöntemler II.Psikiyatrik tedaviler KRONİK AĞRININ TEDAVİSİ Hastayı ve yakınlarını ağrının biyolojik, psikolojik ve sosyal bileşenleri konusunda bilgilendirmek ve eğitmek ağrı tedavisinin başta gelen en temel ilkeleridir. Kronik ağrının tedavisinde amaç iyileştirmeden çok, ağrı ve acıyı azaltarak, iyilik durumunu, psikososyal uyumu ve üretkenliği artırmak olmalıdır: Hastanın ağrının anlamına ilişkin bilgi ve tutumu, ağrıya vereceği tepkiyi etkiler. Kendisine ne olacağını bilemeyen, özürlü kalacağını ve özerkliğini yitireceğini sanan ve bu nedenle kaygılanan hastanın bilgilendirilmesi ve kaygılarının yatıştırılması gerekir. Tedavi yaklaşımında hastanın güveni kazanılmalı ve işbirliği yapması sağlanmalıdır. Hastanın ağrısı ve kaygısı giderildikten sonra rehabilitasyona dönük girişimlerde bulunulur. Psikiyatrik rehabilitasyon, hastanın duyguların ifade etmesine yardımcı olmanın yanı sıra -kognitif açıdan- hastadaki “koşullanmış umarsızlık” düşüncesinin “öğrenilmiş üretkenlik” e dönüşmesini amaçlar. KRONİK AĞRI SENDROMLARININ TEDAVİSİNDE GENEL İLKELER Kronik ağrısı olan hasta, psikiyatrik değerlendirmeye karşı sıklıkla "Benim gerçek ağrım var, kafamda sorunum yok" diye direnir. İlgili hekim ağrının -etyolojisi ne olursa olsun- hasta için gerçek ve hoş olmayan bir yaşantı olduğunu kabul etmeli ve hastaya biyopsikososyal yaklaşımda bulunmalıdır; gerekiyorsa psikiyatri ile işbirliğine girmelidir. Hastalar genellikle yakınma ve davranışlarının kökeninde psikolojik süreçlerin olabileceği düşüncesine karşı çıkarlar. Çoğunlukla duygudurumlarını ifade etmekte de güçlük çektikleri için ağrının psikojenik kökenli olabileceği yönündeki yaklaşımlar hekimle kurulan ilişkiyi baştan zedeleyebilir. Burada amaç, ağrı yakınması ile yaşam deneyimleri ve duygusal durum arasındaki ilişkinin hasta tarafından farkedilmesini sağlamak olmalıdır. Hastalarla yapılan görüşmelerde öncelikle ağrının yaşamlarını nasıl etkilediği, onları nelerden alıkoyduğu, hangi isteklerini engellediği tartışılmalı ve genel olarak yaşam alanlarındaki işlevselliğin artırılması amaçlanmalıdır. Yeterli bir belirti denetimi sağlandıktan sonra görüşmeler ağrı yakınmalarına değil, affektif durum ve psikososyal alana odaklanarak sürdürülmelidir. Sürekli ağrının konuşulmasına ya da ağrının azaltılmasına yönelik girişimler, ağrı duygusunu ve ağrı davranışını artırabilir. Ağrının hastanın yaşamını ne düzeyde etkilediğini belirlemek amacıyla hastadan, saatlere bölünmüş bir günlük tutması istenebilir. Günlük tutmak, bir anlamda, hastanın gün boyu dikkatini ağrıya odaklaması demek oluyorsa da, ağrıyı başlatan etkenlerin saptanmasında yararlı olabilir. Ağrı davranışını değerlendirmede kullanılabilecek diğer veriler ağrı kesici kullanma, doktora ya da acil servise başvurma sıklığı ve geçirilen operasyon sayısıdır. Hastanın görüşme sırasındaki inleme, yüz buruşturma, postür alma sayısı ile görüşme dışında bu davranışları gösterme sayısı karşılaştırılmalıdır. Fizyolojik ağrıya bağlı davranış ve belirtileri ruhsal kökenli ağrının belirtilerinden ayırt etmek kolay olmayabilir. Günümüzde “Psikojenik Ağrı” tanısı organik nedenlerin dışlanması yoluyla koyulmaktadır. Kronik ağrı sendromu, hastanın biyolojik, davranışsal, bilişsel ve duygusal yönlerine eğilen bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Gereksiz incelemeler, uzun istirahat raporları, hastanın hemen iyileşme beklentisi ve doktor doktor dolaşması ağrının kronikleşme riskini artırır. Psikojenik ağrı düşünülen olgularda, psikiyatrik değerlendirmenin bir dizi inceleme yapılmadan önce istenmesi çok önemlidir. İleri ve özellikle invazif incelemeler yakınma ve ağrı davranışını pekiştirebilir. Herhangi bir ağrı yakınmasında organik patolojinin yokluğu hekimde, ağrının çeşitli psişik gereksinimleri karşıladığı ve iletişim yolu olarak kullanıldığı düşüncesini uyarmalıdır. Ağrının tedavisine yönelik davranışçı yaklaşımlar; ağrı ilaçlarının dozunun düşürülmesini, ağrıyı artıran kaygı, depresyon ve kas gerginliğinin azaltılmasını, ağrının bir iletişim biçimi olarak kullanılması engellemeyi ve sosyal iletişimin artırılmasını amaçlar. Bu bağlamda davranışçı tedavi ağrıya değil, ona eşlik eden davranış kalıplarının düzeltilmesine yöneliktir; ağrıyı azaltan, fiziksel ve psikososyal işlerliği artıran davranışların ödüllendirilmesi amaçlar. KRONİK AĞRI İLE İLİŞKİLİ PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR Kronik ağrı tek başına bir psikiyatrik tanı olabildiği gibi, bir psikiyatrik bozukluğun belirtisi de olabilir ya da sendroma bazı psikiyatrik bozukluklar eşlik edebilir. Bu bölümde önce ağrı bozukluğuna değinilecek, daha sonra ağrı bozukluğu ile birlikte sık görülen ya da ayırıcı tanı açısından göz önünde bulundurulması gereken psikiyatrik bozukluklar gözden geçirilecektir. AĞRI BOZUKLUĞU Ağrının kişinin günlük yaşantısını bozacak ve yoğun sıkıntı verecek düzeyde olduğu bir bozukluktur. 1.Depresif Bozukluklar 2.Anksiyete Buzklukları 3.Somatoform Bozukluklar 4.Şizofrenik Bozukluklar
|