top
logo

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün20
mod_vvisit_counterDün47
mod_vvisit_counterGeçen Hafta20
mod_vvisit_counterGeçen Ay1140
mod_vvisit_counterTümü11060

Anasayfa PSİKİYATRİK HASTALIKLAR
  DUYURU   Bu Site İçinde Yer Alan Makaleler İçin Dr. İbrahim Afif Karakılıç ve Türkiye Psikiyatri Derneği Sayfalarından Alıntı Yapılmıştır...
Duygu Durum Bozuklukları PDF Yazdır e-Posta
Haberler - Son Haberler

 

DUYGUDURUMU BOZUKLUKLARININ SIKLIĞI VE NEDENLERİ

Duygudurumu Bozuklukları Major Depresif Bozukluk, Bipolar I Bozukluğu (BB), Distimi ve Siklotimik Bozukluktan oluşur. Bunlar arasında en sık rastlanılan ve en çok tanı alanlar Majör Depresyon ve Bipolar I Bozukluğudur.
Duygulanım (affekt) bireyin olaylara, anılara, düşüncelere neşe, öfke, üzüntü, keder gibi duygusal tepkimelerle katılabilme yetisidir. Duyguların gözlenebilen, olay sırasındaki, kısa süreli duygusal dışavurumudur. Yüz görünümü, mimikler ve sözel olarak dışa vurulur. Duygudurumu (mood) ise bireyin daha uzun bir süre belli bir duygulanım içinde bulunuşudur. Kişinin iç duygusal durumudur. Bu iki terimi bir benzetmeyle tanımlayacak olursak duygulanım için “hava durumu”, duygudurumu için “iklim” benzetmesini yapabiliriz.
Sıklık ve Yaygınlık
Majör depresif bozukluğun (MDB) yaşam boyu yaygınlığı genel olarak %9-20, erkeklerde %5-12, kadınlarda %10-25 arasındadır. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat fazladır. Başlama yaşı 20-50 arasında ortalama 40 yaşları dolayındadır. Her ırk ve sosyoekonomik düzeyde görülmektedir.
Nedenleri
Duygudurumu bozukluklarının nedenleri günümüzde biyolojik ve psikososyal nedenler olarak 2 ana başlıkta incelenmektedir. Bu etkenlerin birbirlerini etkileyerek bozukluğa yol açtıkları düşünülmektedir.
A. BİYOLOJİK NEDENLER

B. PSİKOSOSYAL NEDENLER
A. BİYOLOJİK NEDENLER
1. Biyojenik aminler:

Duygudurumu bozukluklarının oluşumunda en çok üzerinde durulan maddeler norepinefrin , dopamin ve serotonindir. Kullanılan antidepresan ilaçların etkileri bu nörotransmiter denen maddeler aracılığı ile ortaya çıkmaktadır. Bu maddelerin kendi aralarında karmaşık ilişkileri vardır.
2. Nöro-endokrin değişiklikler:Duygudurumu bozukluklarında hipotalamus-hipofiz-tiroid ve hipotalamus-hipofiz-adrenal akslarındaki bozukluklardan söz edilir. Depresyonda hipofizden aşırı ACTH salınımı, adrenal bezin ACTH’ya aşırı duyarlılığı nedeniyle adrenalden kortizol salınımında artış olduğu düşünülmektedir. Kortizol salınımı normal kişilerde döngüsel ritim gösterir. Depresyonda normal döngüsü bozulur.
Diğer önemli değişiklik tiroit eksenindeki değişikliklerdir. Bu nedenle depresyonlu olgularda tiroit hormonları, TSH ve tiroit antikorları kontrol edilir.
3. Kalıtımsal nedenler:
Duygudurumu bozukluklarında kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Yapılan aile çalışmalarında hastaların 1. derece akrabalarında risk bir kaç kat artmaktadır. Ancak genetik geçişin türü henüz kesin olarak belirlenememiştir.
4. Beyinde bazı yapısal bozukluklar araştırılmış olsa da kesin kanıtlara ulaşılamamıştır.
5. Uyku bozuklukları:
MDB’da özellikle uyku EEG’sinde değişiklikler gözlenmektedir. Özellikle REM (uykunun hızlı göz hareketlerinin olduğu dönemi) süresindeki kısalma depresyona yatkınlık göstergesi olarak ele alınmaktadır.
6. Biyolojik beden saati (döngüsel ritm):
Duygudurumu bozuklukları ile biyolojik beden saati arasında ilişki kurulmaktadır. Duygudurumu bozukluklarının mevsimsel özellikler göstermesi, döngüsel oluşu, uyku bozukluklarının bulunuşu, biyolojik beden saatini düzenleyen melatonindeki değişikliklerin gösterilmesi bu varsayımı desteklemektedir.
B. PSİKOSOSYAL NEDENLER
1. Yaşam olayları:

Yaşam olayları ve çevresel stres etkenlerinin özellikle ilk atakta etkilidir. Ayrıca erken yaştaki kayıp ve ayrılıkların reseptör düzeyinde değişiklikler yaptığı ve ileri yaşlarda depresyona yatkınlık oluşturduğundan söz edilir.
2. Hastalık öncesi (premorbid) kişilik:
Hastalık öncesi kesin bir kişilik tipi belirlenememesine karşın bağımlı, takıntılı zorlantılı ve histriyonik kişilik özelliği olanlarda depresyona eğilim olduğu düşünülmektedir.
3. Psikanalitik kuram:
Psikanalitik kurama göre depresyonda bir sevgi nesnesi kaybı söz konusudur. Yaşamın erken dönemlerinde bozuk anne-çocuk ilişkisi nedeniyle sevgi nesnesine karşı ikircikli duygular (ambivalans, aynı anda sevmek ve nefret etmek gibi) gelişmiştir. Bu sevgi nesnesi özsever (narsistik) desteklerin sağlandığı bir nesnedir. Aynı zamanda bu kişiler katı-acımasız, cezalandırıcı üstbenlikleri (süperego) olan kişilerdir. Herhangi bir nedenle (bilinçdışı yada gerçek) bu nesneye karşı bir kayıp duygusu yaşandığında, kayıptan doğan gerginliği azaltmak için sevgi nesnesi içe atılır (introjeksiyon). Sevgi nesnesine karşı olan ikili duygular kişinin kendisine yönelir. Böylece kişinin özsaygısı azalır, kendini değersiz ve suçlu görmeye başlar, depresyon gelişir.
4. Benlik (ego) Psikolojisi:
Bu kurama göre benliğin 3 alanda özsever amaçları vardır. Bunlar; değerli ve sevilen biri olmak; güçlü ve üstün olmak; iyi ve seven olmaktır. Bunlar kişinin sağlıklı bir kendilik imgesi geliştirmesi için gereklidir. Yaşamın ilk yıllarında çekirdekleri oluşur. Bu gelişimde yine annenin çok önemli bir rolü vardır. Eğer yaşamda bu istekler gerçekleştirilemezse benlik kaygı ve çatışmaya girer. Bu özsever engellenme sonucunda özsaygı düşer ve depresyon gelişir.
5. Bilişsel (kognitif) kuram:
Çocukluk çağında yaşanan deneyimler bazı temel düşünce ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olur. Oluşan bu şemalar kişinin erişkin yaşamında kendine ve dünyaya bakışını ve davranışlarını biçimlendirir. Depresif kişilerde bu şemalar katı, değişime karşı dirençli ve aşırılık özelliklerini taşırlar. Herhangi bir yaşam olayında gizli kalmış bu şemalar alevlenir. Ortaya olumsuz otomatik düşünceleri çıkarır. Olumsuz otomatik düşünceler kişinin bulunduğu durumla ilgili verilerin işlenmesi sırasında oluşan bilişsel hatalar ve çarpıtmalar sonucunda oluşur. Depresyonda hatalı bilgi işleme süreci sonucunda ortaya olumsuz bilişsel üçlü çıkar; dünyaya, kendine ve geleceğe karşı olumsuz düşünceler. Bu olumsuz bakış sonucunda depresyon gelişir.
6. Davranışçı kuram:
Erken yaşam dönemindeki deneyimlerle kişiler çeşitli davranış biçimlerini öğrenirler ve kendi yaşamlarında uygularlar. Bu kurama göre depresyon bir öğrenilmiş çaresizlik durumudur.

 

bottom

Sunan: Joomla!. Designed by: gran turismo driving chair cheap web hosting Valid XHTML and CSS.