top
logo

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün45
mod_vvisit_counterGeçen Hafta169
mod_vvisit_counterGeçen Ay1167
mod_vvisit_counterTümü6034

Anasayfa PSİKOTERAPİ
  DUYURU   Bu Site İçinde Yer Alan Makaleler İçin Dr. İbrahim Afif Karakılıç ve Türkiye Psikiyatri Derneği Sayfalarından Alıntı Yapılmıştır...
psikoterapi PDF Yazdır e-Posta
Haberler - Son Haberler

 

PSİKANALİZ VE PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ

Konuya girmeden önce sık karşılaşılan yanlış bilgi ve anlamaları önleyebilmek için birkaç açıklama yapmak gerekir. Psikanaliz, hiç olmazsa ülkemizde birçok yerde ve kişilerce, bilerek, bilmeyerek, yanlış tanınmakta ya da tanıtılmaktadır. Çoğu kez, konuşma ile yapılan her türlü psikoterapiye yanlış olarak "psikanaliz" adı verilmektedir. Klasik psikanaliz özel yöntem ve çok yoğun çalışma gerektiren bir psikoterapi türüdür. Psikanalistin özel eğitim görmesi, kendisinin eğitim için psikanalizden geçmesi gerekir. Ruh hastaları ya da ruhsal sorunları olan kişiler arasında ancak özel bir kesime uygulanabilir. Sağaltım süresi yılları kapsayabilen bir uzunluktadır. Hasta, haftada en az iki, ortalama üç dört kez sağaltım saatlerine gelmelidir. Bu sağaltım saatlerinde hasta sedirde uzanarak konuşur. Serbest çağrışım temel kuraldır. Psikanalitik yönelimli psikoterapi (psychoanalytically oriented psychotherapy) psikanaliz ilkelerini temel alan, fakat klasik uygulama kurallarına bağlı kalmayan sağaltım türüdür. Hekimin uzun süre denetim altında eğitim görmesi zorunludur. Hastalar yine özel seçilmelidir. Haftalık sağaltım saatleri daha esnek tutulabilir. Hasta sedire uzanmaz; yüz yüze konuşulur. Serbest çağrışım kural değildir. Sağaltım 2-3 yıl, hatta daha uzun sürebilir.

Her iki sağaltım türü de içgörü kazanarak benliğin güçlenmesini, kişiliğin değişimini amaçlamaktadır. Arada genellikle yoğunluk ve derinlik farkı vardır. Çağımızda, klasik psikanaliz daha seyrek uygulanırken psikanalitik yönelimli sağaltımlar ise daha sık kullanılmaktadır.

Uygulamada klasik psikanaliz ya da analitik yönelimli sağaltım yapabilmek için bu bilgilerin bilinmesi zorunludur. Ancak, bu bilgilerin kuramsal olarak bilinmesi ile analitik sağaltımın uygulanabilmesi tümden ayrı şeylerdir. Kuramlar dizgesi ile psikanaliz yöntemi arasındaki bağlar, yöntem üzerinde yeterince eğitim görmüş kişilerce kurulabilir. Örneğin, çocuğun gelişme dönemlerinde karşılaşmış olduğu sorunları ve çatışmaları bilmek başka; bunları bir sağaltım amacı ile inceleyebilmek, yorumlayabilmek ve çözüm yolları gösterebilmek başka iştir.

Freud, başlangıçta sağaltıma olan ilgisi ile yola çıkmış ve giderek psikanaliz kuramım geliştirmişti. Aslında kendisi klinisyen olmaktan çok bir araştırmacı idi. Nitekim Freud, sağaltımdan çok araştırma ve kuramsal çalışmaya daha meraklı olduğunu açıkça söylemişti.

1880'lerden başlayarak Freud, bir yandan akademik çalışmaya, araştırmaya, yeni buluşlara çok meraklı iken; bir yandan da parasal sıkıntılar nedeni ile sağaltımla uğraşmak zorunluluğunu duyuyordu. Meslek yaşamının başında iyi bir nörolog ve nörofizyolog oldu; kokain üzerindeki çalışmaları ile Viyana'daki hekimler arasında tanındı. Bir sinir hekimi olarak Freud, ünlü Fransız hekimi Charcot’nun yanında çalışmaya çok önem veriyordu. 1885-1886 yılları arasında bir süre Paris'e giderek Charcot’nun yanında çalışma olanağını buldu. Büyük bir gözlemci olan Charcot'dan yalnız ruh ve sinir hastalıklarının, öncelikle histerinin kliniği üzerindeki bilgilerini arttırmakla kalmadı; aynı zamanda uyu tu m (hipnoz) yöntemini öğrendi. Bu sırada Charcot’nun histeri üzerindeki yeni görüşleri büyük ilgi çekiyordu.Charcot histerinin uyutumla, eğindirim (telkin) ile ortaya çıkarılabilen; erkeklerde ve çocuklarda da görülebilen işlevsel bir hastalık olduğunu kanıtlamıştı.

Freud Viyana' ya döndükten kısa bir süre sonra (1886), arkadaşı Breuer'in de etkisi ile hastalarını uyutum ile sağaltmaya başladı. Uyutumu önce bir baskı ve eğindirim yöntemi olarak kullanıyordu. Kısa sürede hem Breuer'in, hem de Nancy okulunun kurucusu Bernheim'in etkisi ile boşaltma (catharsis) yöntemini uygulamaya başladı. Bu yöntemde hipnoza giren hastaya hastalığa neden olabilecek olay ve anıları anlatması, duygularını boşaltması isteniyordu. Bu süre içinde, yani 1888-1895 yılları arasında, Freud'un Breuer ile birlikte histeri üzerindeki çalışmaları psikanalizin başlangıç dönemi sayılır. Birlikte yazdıkları Histeri Üzerine Çalışmalar'da (1893-1895) Breuer ve Freud (12) şöyle yazıyorlardı:

"Histerik belirtiyi ortaya çıkaran olay anımsatılıp konuşturulunca ve hasta, olayın bütün ayrıntılarını duygusal yönü ile birlikte açıklayınca, her bir histerik belirti hemen ve tümden kayboluyordu."

Bu sağaltıcı etkinin gerçek duygusal bir boşaltma (catharsis) ile olduğuna inanıyorlardı. Bir başka deyimle histerik belirti bastırılmış duygular ile ilgili idi ve bunların boşalımı uyutum yöntemi ile olabiliyordu. Ancak, kimi hastalarda olumlu sonuçlar almış olsa bile, Freud kısa sürede, uyutum yöntemini yetersiz bulmaya başladı.

Bilimsel merakı ile yeni buluşlara doğru ilerlemeyi kendisi için kaçınılmaz bir görev sayan Freud 'un dikkatini çeken nokta, hastaların sağaltımda gösterdikleri karşı güç, "direnç" idi. Breuer'in hastası Anna O. çok kolaylıkla uyutulabilirken, Freud'un hastası Elizabeth Von R. uyutulamıyor ve anılarını, düşüncelerini açıklayamıyordu. Freud bu direnç olayının farkına vardıkça şu noktayı düşünmeye başladı: Sağaltıma karşı olan dirençler ile hastalığı doğuran ruhsal etkenlerin bilinçlenmesini önleyen güçler aynı şeydi. Amaç bir savunma idi. Yani histerik hastalarda belirtiye neden olan olayların bilinçlenmesine karşı gelen güç, belirtinin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Psikanalizin bu başlangıç yıllarında Freud, hep belirtiler üzerinde duruyordu ve sağaltım belirtilerin ortadan kaldırılmasına yönelikti. Gerçek nedenler açıklanmış olmuyordu. Zamanla Freud, nevrozların oluşumunda bu yöntemin yetersizliğini anladı. Çok karmaşık bir yapısı olan nevrozların açıklanmasında başka yöntemler ve kuramlar gerekiyordu.

Uyutum (hipnoz) yöntemini giderek yetersiz bulan Freud 1900 yıllarının başında "serbest çağrışım"yöntemini geliştirerek ruhsal sorunların bilinçdışı kaynaklarına inmek; bilinçdışını incelemek için bu yöntemi kullanmaya başladı. Freud ilk olarak Dora vakasında (31) aktarım (transference) sürecinin psikanalizde önemini vurguladı, 1912'de yayınladığı "Aktarımın Dinamiği" (37) adlı yazısı ile aktarım ve direnç arasındaki ilişkileri, olumlu, olumsuz aktarımı açıklamaya çalıştı. Böylece, aktarım ve direnç, psikanaliz sürecinin en Önemli öğeleri olarak incelenmeye başlandı. Aktarımın ve direncin çözümlenmesi psikanalitik sağaltımının özünü oluşturur. Bunun yapılabilmesi için kullanılan araç ve yöntemler şunlardır: Serbest çağrışım, düşlerin çözümlenmesi ve yorumu, günlük dil ve devinim sürçmelerinin (parapraxias) incelenmesi, yorumlama, çözüm işlemi (working through) ve içgörü kazanılmasıdır.

Prof. Dr. M. Orhan Özrütk’ün “Psikanaliz ve Psikoterapi” adlı kitabından uyarlanmıştır

 

AİLE VE ÇİFT TERAPİSİ NEDİR ?

Aile ve çift terapisi; değişim ve gelişimi sağlamak adına, aileler ve çiftler arasındaki yakın ilişkinin çalışıldığı, psikoterapinin bir dalıdır.

Bireylerin diğer insanlarla kurdukları ilişkiler, ruh sağlıkları ve duygusal doyumları açısından çok önemlidir. Özellikler ebeveyn, eş ve çocuklar gibi kişilerle kurulan yakın ilişkilerde, bu rol daha belirgin bir hal alır. Bu yakın ilişkilerden birisi olan evlilik ilişkisinde, eşler zaman zaman çatışmalar, zorlu ve sıkıntılı dönemler yaşayabilirler.
Aile ve çift terapisinde amaç, aile içinde ve çiftler arasında yaşanan zorlu ve sıkıntılı süreçlerin ele alınarak çatışmaların çözülebilmesi ve tüm aile üyelerinin sağlıklı yönde değişiminin ve gelişiminin sağlanmasıdır. Hem aile içi ilişkileri düzenlenmesi hem de diğer insanlar ve durumlar ile ilişkilerin düzenlenmesi hedeflenmektedir.
Ülkemizde aile ve çift terapisi son yıllarda giderek artan bir öneme sahiptir. Bireyler, sıkıntılı ve zor olan döngülerinden kurtulabilmek için tüm sistemde meydana gelebilecek bir değişime ihtiyaç duymaktadırlar. Terapistler, aile üyelerinin birbirlerine yardım edebilmeleri için yapıcı yollar bulmasına yardım ederler. Her bir üyenin sıkıntısı aile sistemi içinde değerlendirilir.
Aile ve çiftlerle olan çalışmaların uzun vadeli etkisi söz konusudur. Terapiye katılan bireyler, kendileri ve diğer aile üyeleri hakkında daha fazla şey öğrenmektedirler. Bireylerin birbirleri ile kurdukları yakın ilişkiler desteklenmektedir. Problemlerle baş etme becerilerinin edinilmesi ile birlikte, sadece o anda yaşanan durumlara çözüm üretilmesi değil, sonrasında da yaşanabilecek bazı zor durumlarla baş edilebilesi sağlanabilmektedir.

Aile ve Çift Terapisinden Kimler Yararlanabilir?

Özellikle aile ve çift ilişkilerinde problem yaşayan herkes bu terapi yönteminden yararlanabilir. Aile ve çift terapisinin çok geniş ve yaygın bir kullanım alanı vardır. Tüm psikiyatrik/psikolojik bozukluklarda, diğer yöntemlerle birlikte kullanılabilir. Kullanım alanlarından bazıları aşağıdaki gibidir:

Çift ilişkileri
Evlilik problemleri
Boşanma
Çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı
Çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri
Yeme bozuklukları
Alkol ve madde kullanımı
Kronik fiziksel rahatsızlıklarla
Yas, kayıp ve travmalar
Duygusal istismar, ihmal ve şiddet
Aile yaşamında değişiklikler (iş değişikliği, taşınma vb.)
Anksiyete ve depresyonu da içeren duygusal bozukluklar
Ebeveynlik becerileri
Üvey bireyi bulunan aileler destek.
Psikoseksüel zorluklar
Evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri
Kendine zarar verici davranış
Travma sonrası çocuklara, gençlere ve yetişkinlere destek
Göç eden ailelere destek
İş stresi
Ekonomik problemler

Birçok durumda, diğer psikoterapi yöntemleri ve bazen de ilaçla tedavi yöntemi eşlik edebilmektedir.
Bazı durumlarda, aile ve çift terapisi yasal olarak önerilmektedir. Örneğin aile mahkemelerinde boşanma vb. bazı davalarda önce aile/çift terapisi önerilmektedir.
Aile ve Çift Terapisi Nasıl Yapılır?
Aile ve çift terapisi uygulamalarının farklı yöntemleri vardır. Bazı uygulamalarda tüm aile üyeleri aynı seansta bir araya gelirken, ağırlıklı olarak terapist aile üyelerinden bir ya da ikisini veya çiftleri tek tek görebilir.
Özellikle çocuk merkezli aile terapisi uygulamalarında, bazı durumlarda, çocukları öğretmenleri, okul rehberlik servisi ya da sosyal hizmet uzmanları ile görüşmeler söz konusu olabilmektedir.
Aile ve çift terapisi, duruma göre değişebilmekle birlikte, genellikle 8-24 seans olarak yapılmaktadır. Seans süresi 50 dakikadır. Hastanelerde ya da özel muayenehanelerde/merkezlerde yapılmaktadır. Her seansta aile üyelerinin tümü katılmamaktadır. Yine bazı durumlarda, seansa iki terapist birlikte katılabilirler.

 

bottom

Sunan: Joomla!. Designed by: gran turismo driving chair cheap web hosting Valid XHTML and CSS.